Hikmetül istiaze – Onuncu işaret

/, Sohbetlerimiz/Hikmetül istiaze – Onuncu işaret
Bismillahirrahmanirrahim

İblis’in en mühim bir desisesi,

kendini, kendine tâbi olanlara inkâr ettirmektir.

Şu zamanda, hususan maddiyyunların felsefeleriyle zihni bulananlar bu bedihî meselede tereddüt gösterdikleri için, şeytanın bu desisesine karşı bir iki söz söyleyeceğiz. Şöyle ki:

İnsanlarda şeytan vazifesini gören cesetli ervâh-ı habise bilmüşahede bulunduğu gibi,

şeytana tabi ola ola ruhu kirlenen insanlara ervah ı habise denir

pis ruhlu insanlar

hepimiz bilirizki ramazan ayında şeytanlar bağlanmaktadırlar

bunun manası şeytanlar özel bir ip yada zincirle bağlandıkları anlaşılmaz

belki ramazan orucu öyle kırılmaz bir zırhdırki şeytan o zırhdan geçip tesir edememektedir

tesir etmekden eli kolu bağlı hale gelmektedir

belki vesvese bile verememektedir.

Başka bir pencereden Denizli Musa Ağabeyin bir hatırasını akatarayım;

İman hakikatlerinin mudafa ve neşri hengamında hapisde iken bir takım sorular soruluyor bu sorular arasında da şöle bir soruyu ve cevabını aktarıyor :

-nenem ramazan ayında şeytanlar bağlanır derdi ; halbuki ben ramazanda bir suç işledim ve buraya düşdüm. Acaba nenem mi şeytanların bağlanıp bağlanmadığını bilmiyor yoksa burada bir yanlışlık mı var ?

-Bir kac defa ısrarla işlediği suçu sordukdan sonra kendisi hırsızlık yapdığını itiraf etti.Bizim köyde bahçeleri korumak için köpekler bağlanırdı eğer biri köpeğin bağlı mesafesine izinsizce girerse elbette köpek ona saldırması muhtemeldir. İşde sende öle mubarek bir ayda öle bir suç işlemişsinki, şeytanın dairesine girmişsin. Yani şeytanların ayakları birbirine bağlı değildir bir kuşak mesafesi vardır ..

peki madem öyle ramazan ayında bile bu sufliyat nedendir

sufliyat yani bu cinayet yada fuhuş nedendir

denilir ise,

cevaben denilir ki:

şeytan-ı cinni tesir edememektedir ama şeytan-ı insi nefsine tabi olmaya ve şeytanın vazifesini devam ettirmeye çalışıyor denilir

demek insan

şeytanilikde şeytanları geride bırakabiliyor.
Hatta sahih rivayetler vardır ki şeytan bu tarz insanları gördüğünde
kaçaçk yer ararmış onların şerrinden kendisinede zarar gelir diye..(maazallah)

hal-i hazır buna şahiddir.

cinnîden cesetsiz ervâh-ı habise dahi bulunduğu, o kat’iyettedir.

Eğer onlar maddî ceset giyseydiler, bu şerîr insanların aynı olacaktılar.

Hem eğer bu insan suretindeki insî şeytanlar cesetlerini çıkarabilseydiler, o cinnî iblisler olacaktılar.

Üniversitede iken bazı kızlar vardı okula gelmişlerdi ama okumaya gelmemişlerdi

afedersiniz , ahırdan çıkan hayvanları sağa sola yalpa yaprak başı boş koşmaları gibi onlarda okul dönemince hayatlarını yaşamaya günlerini gün etmeye gelmişlerdi

iki bölgeleri kapalı diğer tum yerleri açık idi her hafta başka başka erkeklerle beraber oluyorlardı

zahiren bakınca çekici tiplerdi

şimdi bu derse göre şunu diyebiliriz

onların dışları insan idi

ama ruhları habisleşmişti

izzet, şeref, haysiyet, namus, ar, haya vs mukaddesatı çoktan atmışlardı.

-Bunu sadece bazı bayanlar için düşünmemek gerek bunun gibi erkeklerde vardı,

Sadece sözmisal vermek amaç..-

evet bunların dışları insan gibi ama ruhları şeytan gibi habisleşmişti

Allah ıslah eylesin

bu tarz erkek olsun bayan olsun

ruhlarını düşündüğünüz zaman

mecburen yolunuzu değiştirirsiniz.

Malûmdur ki, âlâ birşey bozulsa, ednâ birşeyin bozulmasından daha ziyade bozuk olur.

Meselâ, nasıl ki süt ve yoğurt bozulsalar yine yenilebilir. Yağ bozulsa yenilmez, bazan zehir gibi olur.

Öyle de, mahlûkatın en mükerremi, belki en âlâsı olan insan, eğer bozulsa, bozuk hayvandan daha ziyade bozuk olur.

Müteaffin maddelerin kokusuyla telezzüz eden haşarat gibi ve ısırmakla zehirlendirmekten lezzet alan yılanlar gibi, dalâlet bataklığındaki şerler ve habis ahlâklarla telezzüz ve iftihar eder ve zulmün zulümatındaki zararlardan ve cinayetlerden lezzet alırlar,

bakın insanı öldüren canavarlar pek nadirdir

yada insanların olduğu yere gelen canavarlar insanlara değil hayvanlara musallat oluyorlar

ama insan-ı mükerrem bozulduğu zaman canavarlardan daha canavar olurki o vahşi canavar bu insan canavarının yanında melek sayılırlar.Mesela :

firavunlar, nemrudlar, deccaller, süfyanlar

bunların yardımcıları

bir arkadaş bir arkadaşını sufliyata davet eder

onu götürur haramlarla meşgul eder

bu kişinin önce latifeleri sonra kalbine kadar tüm değerleri kıymetten düşer

sonra ibadetten uzaklaşır belki nefret eder

sonra imandan soğur belki inkar eder

sonra ölür ebedi cehenneme gider

işte bu ebedi cehennem yolunun başlangıcı bir arkadaşın davetidir

küçük bir davet buyük bir cinayet

acaba bu cinayeti hangi canavar işleyebilir?

adeta şeytanın mahiyetine girerler. Evet, cinnî şeytanın vücuduna kat’î bir delili, insî şeytanın vücududur.

Saniyen: Yirmi Dokuzuncu Sözde yüzer delil-i kat’î ile ruhanî ve meleklerin vücudunu ispat eden umum o deliller, şeytanların dahi vücudunu ispat ederler. Bu ciheti o Söze havale ediyoruz.

Salisen: Kâinattaki umur-u hayriyedeki kanunların mümessili, nâzırı hükmünde olan meleklerin vücudu, ittifak-ı edyân ile sabit olduğu gibi,

mesela yağmuru indiren melekler,

ağaçlara müekkel melekler,

bulutlara müekkel melekler,

ruzgarlara müekkel melekler vs…

tüm mevcudata müekkel meleklerin olduğu tüm semavi dinlerde ifade edilmektedir.

umur-u şerriyenin mümessilleri ve mübaşirleri ve o umurdaki kavâninin medarları olan ervâh-ı habise ve şeytaniye bulunması, hikmet ve hakikat noktasında kat’îdir.

madem hayırlı işlerin müekkel melekleri vardır

şerlerin müekkelleri kimlerdir

mesela mikropların müekkelleri

yılanların müekkelleri

muzır haşeratın müekkelleri

ervah ı habiselerdir yani kötü ruhlulardır.

insanlardan sudur eden yani insanların eli ile olan cinayet tahrib inkar zulüm vs. tüm bu şerlerin müekkelleride, bizzarure şeytanlardır.

Belki umur-u şerriyede zîşuur bir perdenin bulunması daha ziyade lâzımdır.

Çünkü, Yirmi İkinci Sözün başında denildiği gibi, herkes, herşeyin hüsn-ü hakikîsini göremediği için, zâhirî şerriyet ve noksaniyet cihetinde Hâlık-ı Zülcelâle karşı itiraz etmemek ve rahmetini itham etmemek ve hikmetini tenkit etmemek ve haksız şekvâ etmemek için

Nasıl ki, vefat eden ibâdın küsmesinden Hazret-i Azrail’i kurtarmak için hastalıkları ecele perde etmiş; öyle de, Hazret-i Azrail’i (a.s.) kabz-ı ervâha perde edip, tâ merhametsiz tevehhüm edilen o hâletlerden gelen şekvâlar Cenâb-ı Hakka teveccüh etmesin.

Öyle de, daha ziyade bir kat’iyetle, şerlerden ve fenalıklardan gelen itiraz ve tenkit Hâlık-ı Zülcelâle teveccüh etmemek için, hikmet-i Rabbâniye, şeytanın vücudunu iktiza etmiştir.

Evet bir perde olması mutlak lazımdır. Eğer perde olmaz ise sırrı imtihan olmayabilirdi. Yani eğer bir takım hadiseler sebepler dairesinde cereyan etmemiş olsa idi, herkes Allahı görebilseydi veyahut hayrın ve şerrin Allahtan olduğu birebir görülebilseydi o zaman imtihan olmıyabilirdi veyahut çoklar azim bir cinayet işliyebilirdi. Mesela kabz-ı ervah yani ruhların alınması vazifesi Azrail a.s. verileceği zaman Azrail a.s. demiş : Ya Rab bu vazife ile insanlar beni kötü bilecek demiş. Allah ben bazı perdeler sebeler yaratıcam hastalık, kaza gibi bunlar ile senin ve onların arasına perde koyucam taki seni kötü bilmesinler. İşde ölede Azrail A.s. yaratılması Allaha gidecek şekva ve itirazlara bir perdedir. Ve yine daha ziyade gelebilecek itiraz ve tenkidlere perde olması için bütün varlığı hikmetler dairesinde yaratan Halık-ı Zülcelal Şeytanı yaratmışdır ila ahir ve daha bir çok sebebi sair kısımlarda neşredilmiş..

Rabian:

İnsan küçük bir âlem olduğu gibi, âlem dahi büyük bir insandır. Bu küçük insan o büyük insanın bir fihristesi ve hülâsasıdır.

evet insan vucudu büyüse kainat olur , kainatın vucudu küçülse bir insan olur bunu evvelki derslerimizde izah etmiştik ayrıntı için oraya bakabilirsiniz..

İnsanda bulunan nümunelerin büyük asılları, insan-ı ekberde bizzarure bulunacaktır.

Meselâ, nasıl ki insanda kuvve-i hafızanın vücudu, âlemde Levh-i Mahfuzun vücuduna kat’î delildir; öyle de, insanda kalbin bir köşesinde lümme-i şeytaniye denilen bir âlet-i vesvese ve kuvve-i vâhimenin telkinatıyla konuşan bir şeytanî lisan ve ifsad edilen kuvve-i vâhime küçük bir şeytan hükmüne geçtiğini ve sahiplerinin ihtiyarına zıt ve arzusuna muhalif hareket ettiklerini, hissen ve hadsen herkes nefsinde görmesi,

evet her insanın kalbine yakın bir yerden

bizim irade ve rızamıza muhalif vesveseler gelmektedir

bunu herkes kendinde hisseder. Hatta diğer derslerimizde detaylıca açıklamışdık bunu ama yeri gelmişken bir noktaya kısmen değinelim. Mesela Hadisi Şerifde Resülü Zişan a.s.v. efendimiz buyurur :

İnsan kalbinde iki çeşit lümme yani merkez vardır; bunlardan biri melek ilhamı diğeri şeytan vesvesesi için. İnsanın özüne bakdığımızda insanın manevi terakkiyatında iki buyuk engel olan seytan ve nefsdir. İşde Şeytan insanın kalbindeki kendisine has olan o merkezden nefsin heva arzularını bilir ve bu yönde vesvese vererek kalbin kalesini insanın maneviyatını kırar. İşde her bir insan bunu anlıabilir. Mesela bir kalbindenmiş gibi hissettiği bazı sözlere binaen der ya ben nasıl böle düşünürüm veya benim kalbimi bozulmuş demesi ve bunun daha önceki derslerimizde şeytandan gelen bir vesvese olduğunu anlatmaya çalışmış ve şeytanın en tehlikeli bir oyunu olduğunu sölemeye gayret etmişdik.

âlemde büyük şeytanların vücuduna kat’î bir delildir.

Ve bu lümme-i şeytaniye ve şu kuvve-i vâhime bir kulak ve bir dil olduklarından, ona üfleyen ve bunu konuşturan haricî bir şahs-ı şerîrenin vücudunu ihsas ederler.

evet insandaki şüphecilik ve evhamcılık

şeytanların dili ve kulağı vazifesini görmektedirler

bu vasıfların haricen işlettirilmesi gerekmektedir

işlettiriliyorlar

demek bu şerir işleri teşvik edecek şerir bir mahluk lazımdır

bu mahluk vardır ve vazifesini aşk ile şevk ile yapmaktadır

bu mahluk şeytandır arkadaşlar

o şerlerin liderliğini yaptığı halde kendini bizlere unutturmak ve inkar ettirmek yoluyla daha kolay vazifesini yapmaktadır

evet kafirler şeytanları inkar ederler ama şeytanın emrindedirler

Müslümanlar da inkarın minik bir kardeşi olan unutmayla şeytanı unuturlar ve kolayca şeytanın emrine girerler. Hatta Ustad Bediüzzaman der nisyan yani unutkanlık haramı işlemekden gelir diye..

Bilseler ki bu emir şeytandandır belki başvurmayacak, işlemeyecek kaçacak ama emri şeytandan değil kendi isteğinden bildiğinden gururda devreye girdiğinden çabuk aldanıyorlar, aldanıyoruz.

Allahu Teala cümlemizi, ailelerimizi, akrabalarımızı, dostlarımızı, tüm Müslümanları şeytanın şerrinden fitnesinden muhafaza eylesin.

Amin

El-Fatiha

Risale-i Nur Sohbetlerimiz
www.forumrisale.com & irc.forumrisale.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir