Hikmetu’l- İstiaze Dokuzuncu isaret

/, Sohbetlerimiz/Hikmetu’l- İstiaze Dokuzuncu isaret
Bismillahirrahmanirrahim
Sual:
Hizbullah olan ehl-i hidayet, başta enbiya ve onların başında Fahr-i Âlem Aleyhissalâtü Vesselâm, o kadar inâyet ve rahmet-i İlâhiye ve imdad-ı Sübhâniyeye mazhar oldukları halde
neden çok defa, hizbüşşeytan olan ehl-i dalâlete mağlûp olmuşlar?

Hem, Hâtemü’l-Enbiyânın güneş gibi parlak nübüvvet ve risaleti ve iksir-i âzam gibi tesirli i’câz-ı Kur’ânî vasıtasıyla irşadı ve cazibe-i umumiye-i kâinattan daha cazibedar hakaik-i Kur’âniyenin komşuluğunda ve yakınında olan Medine münafıklarının dalâlette ısrarları ve hidayete girmemeleri niçindir ve hikmeti nedir?
evet semada bir güneş varki nuru kainatı aydınlatıyor
medine munafıkları bu guneşi gördükleri halde neden iman etmediler
bundaki hikmet nedir
ve neden bu munafıklar galib geliyorlar

Elcevap:
Bu iki şık müthiş sualin halli için, derince bir esas beyan etmek lâzım gelir. Şöyle ki:
Şu kâinat Hâlık-ı Zülcelâlinin hem cemâlî, hem celâlî iki kısım esmâsı bulunduğundan

kahhar ismi celali isimdir
cemil ismi cemali isimdir
bunun gibi cenab ı hakkın isimlerini iki kısma ayıra biliriz
cemali ve celali olarak sınıflandırabiliriz

ve o cemâlî ve celâlî isimler, hükümlerini ayrı ayrı cilvelerle göstermek iktiza ettiklerinden,
bu isimler hükümlerini göstererek kendilerini göstermek ve tanıttırmak istiyorlar

Hâlık-ı Zülcelâl, kâinatta ezdâdı birbirine mezc edip,
evet ahirette zıdlar birbirinden ayrılacaklar ama bu dunyada zıtlar birbirine karışıktır
sıcak soğuk
nur ve zulmet
ilim ve cehl
guzellik ve çirkinlik
hayr ve şer
iyi ve kötü
helaller ve haramlar
bunlar bu dunyada birbiri içinde mezc edilmiş beraber gönderilmişlerdir yaratılmışlardır

birbirine mukabil getirip ve birbirine mütecaviz ve müdafi bir vaziyet verip,
yani bazan soğuk sıcağa galib gelir
bazen kış, bahara galib gelir
bazen de bahar, kışa galib gelir

bazen hayr şerre galib gelir
bazende şer, hayra galib gelir

hikmetli ve menfaattar bir nevi mübareze suretine getirip, ondan, zıtları birbirinin hududuna geçirip ihtilâfat ve tagayyürat meydana getirmekle,
kâinatı kanun-u tagayyür ve tahavvül ve düstur-u terakki ve tekâmüle tâbi kıldığı için;

nasılki bir çekirdek halden hale değişir ta sonunda meyve veren bir ağaç olur
bu gösteriyorki çekirdeğin kemali meyve veren bir ağaç olmaktır bu kemalata dusturlara ve kanunlara tabi olarak gelebilir
kainatta böyledir
dusturlar ve kanunlarla kendisine gösterilen kemalata ulaşması gerekmektedir


o şecere-i hilkatin câmi bir semeresi olan insan nev’inde o kanun-u mübarezeyi daha acip bir şekle getirip,
ve insan kainatın cami bir meyvesidir
semeresidir
insanın ulaşması gereken bir kemalat vardır
nev’in de ulaşması gereken bir kemalat vardır
bu kemalatın en önemli unsuru kanunu
kanun-u mübareze dir
mübareze yani mücadele demektir
mücadele için iki taraf lazımdır
insan şahsi kemalatına ulaşabilmesi için kendi nefsi ve şeytanıyla mücadeleye memur olduğu gibi
nev’i insanda nev’in kemalatına ulaşabilmesi için kendine verilen imkan ve cihazatlarla mücadeleye ve mübarezeye mecburdurlar.


bütün terakkiyât-ı insaniyeye medar bir mücahede kapısını açıp, hizbullaha karşı meydana çıkabilmek için hizbüşşeytana bazı cihazat vermiş.
evet çünkü hizbuşşeytanda yani şeytanın taraftarlarında cihazlar var
ellerinde silahları var
ehl-i Hakk’ında çok harika imkanları ve silahları var
madem hizbuşşeytan silahlarını kullanıyorlar vaz geçmiyorlar
bilmecburiye ehl-i hakda elindeki imkanlarını kullanması elzemdir
kullanmadıklarını yada tam kullanılmadığını düşünürsek


İşte bu sırr-ı dakik içindir ki, enbiyalar çok defa ehl-i dalâlete karşı mağlûp oluyor.
Ve gayet zaaf ve aczde olan dalâlet ehli, mânen gayet kuvvetli olan ehl-i hakka muvakkaten galip oluyorlar ve mukavemet ediyorlar. Bu acip mukavemetin sırr-ı hikmeti şudur ki:
Dalâlette ve küfürde hem adem ve terk var ki, pek kolaydır, hareket istemez.
Hem tahrip var ki, çok sehîldir ve âsândır, az bir hareket yeter.
Hem tecavüz var ki, az bir amel ile çoklarına zarar verip, ihâfe noktasında ve firavuniyet cihetinden onlara bir makam kazandırır
Hem âkıbeti görmeyen ve hazır zevke müptelâ olan insandaki nebâtî ve hayvânî kuvvelerin tatmini, telezzüzü için hürriyeti vardır ki, akıl ve kalb gibi letâif-i insaniyeyi insaniyetkârâne ve âkıbet-endişâne olan vazifelerinden vazgeçiriyorlar
Ehl-i hidayet ve başta ehl-i nübüvvet ve başta Habib-i Rabbü’l-Âlemîn olan Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın meslek-i kudsîsi,
hem vücudî, hem sübutî, hem tamir, hem hareket, hem hududda istikamet, hem âkıbeti düşünmek, hem ubudiyet, hem nefs-i emmârenin firavuniyetini, serbestliğini kırmak gibi esasat-ı mühimme bulunduğundandır ki,

bu vazifeler kolay değildir arkadaşlar
alem-i islamın hal-i hazırdaki vaziyeti buna şahiddir
çoklar oruç tutmuyorlar
çoklar namaz kılmıyorlar
çoklar haramlara bağlılıkdan ibadete başlayamıyorlar
Mesela on adam belli bir mesai sarfetse bir yılda beş katlı bir bina inşa etse;
başka bir adam gelse o on adamın belli bir mesai ile
bir yılda yapdığı o yapıyı bir saat sürmeten tahrip edebilir.
yani ehl-i hakkın işi kolay değil
ehl-i dalaletin bişey yaptığı yok sadece yapmıyorlar
sadece emri terk ediyorlar
işte bu terk edenler çok
itaat edenler az
terk edenler galib gelmişler
terk etmeyenler mağlub olmuşlar
ama bu gecicidir
daimi bir mağlubiyet değildir.


Medine-i Münevverede bulunan o zamanın münafıkları, o parlak güneşe karşı yarasa kuşu gibi gözlerini yumup, o cazibe-i azîmeye karşı şeytanî bir kuvve-i dâfiaya kapılıp dalâlette kalmışlar.
Eğer denilirse: Resul-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselâm madem Habib-i Rabbü’l-Âlemîndir. Hem elindeki hak ve lisanındaki hakikattir
Ve ordusundaki askerlerin bir kısmı melâikedir. Ve bir avuç su ile bir orduyu sular. Ve dört avuç buğday ve bir oğlağın etiyle bin adamı doyuracak bir ziyafet verir.
Ve küffar ordusunun gözlerine bir avuç toprak atmakla, o bir avuç topraktan her küffârın gözüne bir avuç toprak girmesiyle onları kaçırır
Ve daha bunun gibi bin mucizat sahibi olan bir kumandan-ı Rabbânî, nasıl oluyor da Uhud’un nihayetinde ve Huneyn’in bidâyetinde mağlûp oluyor?

sanki bu mağlubiyet efendimizde bir acziyet bir zaafiyeti hatıra getiriyor
ustadımız maddi ittihamları imha ettiği gibi
manevi ittihamlarıda harika bir şekilde imha etmektedir
şu gelecek izahat onun isbatıdır.


Elcevap:
Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, nev-i beşere muktedâ ve imam ve rehber olarak gönderilmiştir.
Tâ ki, o nev-i insanî, hayat-ı içtimaiye ve şahsiyedeki düsturları ondan öğrensin ve Hakîm-i Zülkemâlin kavânin-i meşietine itaate alışsınlar ve desâtir-i hikmetine tevfik-i hareket etsinler.

biz şahsi yaşantımızın tarzını ve şeklini ondan öğrendiğimiz gibi
içtimai hayatımızında tarzını ve şeklini o resul i zişan efendimizden öğreneceğiz o nasıl yaptı
bizde ona bakarak yapacağız
bunun olması için efendimizin hayatında tatbikatının olması lazımdır


Eğer Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm hayat-ı içtimaiye ve şahsiyesinde daima harikulâdelere ve mucizelere istinad etseydi, o vakit imam-ı mutlak ve rehber-i ekber olamazdı.
eğer isteseydi ellerini çevirir tum müşrikleri karun gibi yerin dibine sokardı
Hatta Uhudda Cebrail a.s. ın gelip Resülü zişan a.s.v. efendimize istersen uhudu başlarına yıkayım
sözü buna işarettir. Ama O resülü zişan a.s.v efendimiz Ben rahmet peygamberiyim diyerek
o şeytanın tarafdarlarına müşriklerin hidayeti için duada bulunmuşdu.
Hatta daha evvelinde bedir de melaikeler ordusuyla küffarı mağlub etmesi vs..
ama o zaman ümmetine imam olamazdı
ümmet ondan sonra neyi nasıl yapacağını bilemezdi
20-30 yıl sıkıntısız yaşarlardı ama
yüzyıllarca sıkıntıdan ve sapıklıkdan kurtulamazlardı
hiristiyanlar ve yahudiler gibi
evvelki peygamlerler her cihetle imam olarak gelmemişlerdir
her cihetle imam olarak gelen tek peygamber efendimiz asv.dır


İşte bu sır içindir ki, yalnız dâvâsını tasdik ettirmek için, ara sıra, indelhâce, münkirlerin inkârını kırmak için mucizeler gösterirdi.
Sair vakitlerde nasıl ki herkesten ziyade evâmir-i İlâhiyeye itaat etmiştir; öyle de, hikmet-i Rabbâniye ile ve meşiet-i Sübhâniye ile tesis edilen âdetullah kavâninine herkesten ziyade mürâat ve itaat ederdi.

yani bizim gibi yer, içer, acıkır
sahabe efendilerimiz açlıkdan karnına bir taş bağlamışsa efendimiz a.s.v açlıkdan karnına iki taş bağlamıştır
bu bize efendimizin a.s.v. adetullaha itaatte herkesden ziyade olduğunu göstermektedir.
Ama göstermiş olduğu o binlerce mucizeyi sırf davasını hakikatini göstermek içindi.
Mesela Kureyşlilerin eğer sen peygamber isen bize mucize göster demelerine binaen
O a.s.v. efendimiz en buyuk mucizesi Kuran-ı Kerimi göstermiş,
Yeri gelmiş tek parmağının işaretiyle ayı ortadan ikiye ayırmış vs..


Düşmana karşı zırh giyerdi, “Sipere giriniz” emrederdi. Yara alırdı, zahmet çekerdi. Tâ, tamamıyla hikmet-i İlâhiye kanununa ve kâinattaki şeriat-ı fıtriye-i kübrâya mürâat ve itaati göstersin.
tüm yaşantılar celali ve cemali isimlerin tecellisidir
her bir amel ona bakan bir ismi gösterir
açlıkla celali toklukla cemali
hastalıkla celali şifa ile cemali
savaşmakla celali barışmakla cemali
iste efendimiz asv. bizler bu isimlere itaatte bir aynadır biz o zat-ı zişan asv. a bakar; bu iki kısım isme ayna olmaya çalışırız bu bizim kemalatımızdır
ve yaratılışımızın gayesidir
eğer meyvesi olan bir ağaç olmak sitiyorsak bu iki kısım isimleri en guzel şekilde öğrenmek ve itaat ememiz lazımdır


el fatiha


Risale-i Nur Sohbetlerimiz

www.forumrisale.com & irc.forumrisale.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir